Şirin Anne
10 Ağustos 2017 Perşembe
Anne'den öğüt
Hayatın sana sunduğu seçenekler hiç bitmiyor canım yavrum;
Tüm seçimlerinde sana saygımız sonsuz, kararın ne olacak sonuçları ne olacaksa daima yanına olacağız.
Universite en keyifli dönem, doya doya sindire sindire yaşamak için tüm ruhunu ver.
İş hayatının ilk dönemi sudan çıkmış balık misali ; insanlar,duyguları,hırsları ve sen. Yaşayacaksın, yaşayarak göreceksin ; kırılacaksın,üzüleceksin, çıkardığın sonuçları deneyim olarak ekleyip ilerleyeceksin ama asla isteklerinden ödün vermeyeceksin. İsteklerin için kendin mücadele edeceksin.
İş hayatı güveneceğin insanları bulma yeri değil ; ama keyifle çalıştığın eğlendiğin öğrendiğin öğrettiğin insanların olduğu bir alan olursa TOMBALA.
Hedefine ulaşırken uygulayacağın ilk yol
aklın ve ahlak'ın olsun
kafandaki tilkilerle uğraşma
stratejik ol
bilmediğin kimse hakkında yorum yapma
ve
çalış,bıkmadan usanmadan
Unutma;
Dünya adaletsiz görünümlü adaletli bir dünya buna inan tüm kalbinle...
İyiler daima kazanır.
1 Ağustos 2017 Salı
Kendime yeni bir ben lazım
Kendime yeni bir neden lazım...
Bir tek ben değilim değil mi böyle
sürekli kurcalayan
birşeyler bulmaya çabalayan
planları olan ,yapamayan
yapamadıkça,morali bozulan
morali bozuldukça,dibe çöken
dipten çıkmaya debelenen
ve bir yol bulup çıkan
sonra sil baştan aynı şeyler...
Aptal insanlar mıydı süreki aynı şeyleri yapıp farklı sonuçlar bekleyen
Şimdi buradan ilan etmek istemiyorum aptalım diye ama
ben en azından her seferinde farklı parametreler ile dibe batıyorum
sonuç aynı oluyor sadece...
Yok ben değilim di mi bir tek böyle olan.
Hayır bir tek ben isem, gurur duyacağım kendimle.
14 Temmuz 2017 Cuma
Olmak ya da Olmamak
Aman be kardeşim şu kafam da bir Şeyma Subaşı kafası olamıyor ki...
Partylerde boy gösterelim , o after party senin bu after party dolanalım.
Yok illa bir amaca koşucaz, illa bir hedef olacak...
Çalışmadığım 2,5 yıllık dönem içindeki en büyük sıkıntım buydu, çocuk bakmak bir amaç mıydı ?
Sabah uyandığında ( gece uyuyabildiysen tabi ! ) çocuğuna bakmanın dışında başka birşeylerde olmalıydı...
Boş boş AVM ya da park gezmek - her ne kadar o yaşantının içine dahil değilken çok istediğim birşey olsada- hayatsız bir akıştı...
Hayatın içinde gibi görünen hayatsız akışlara sahne oluyoruz sosyal medyada yoğun şekilde, ilk bakışta imrendiriyor insanı, öyle olduruyorlar kendilerini herhalde.
Bense başka bir mecrada oldurmaya çalışıyorum kendimi...
Hangisi daha iyi diye bir sonuca varmak istemiyorum. Şeyma Subaşını sevmiyorum sadece ;))
22 Haziran 2017 Perşembe
Bir an önce büyüsün...
Geçen gün oğluma laf anlatmaya açalışırken bu cümleyi söylerken buldum kendimi...
bir an önce büyüsün ;
büyüsün de bir an önce arkadaş gibi takılalım,
sofralar kuralım hayat hikayelerimizi anlatalım,
görmediğimiz yerlere gidelim,
Kaşı bizim sevdiğimiz kadar çok sevsin
onun sevdiği müzik gruplarının konserlerini dinleyelim,
siz ne dinlerdiniz gençken gençler diye sorsun bize
iyi fena değilmiş sizin de müzik kalitesiniz diye cevap versin
teknolojik olarak çok geride kalmayalım, bizi dinozor görmesin, en azından söylediklerinin yarısını anlayabilelim
kız arkadaşını tanıştırsın mesela;ben onlara önerilerde bulunayım
-bu akşam şuraya gidin, oraya gitmişken bunu da yemeyi unutmayın diyeyim
-aman anne çok sıkıcısın sen de desin mesela; ben de düşüneyim bunun üzerinde
ben ona anlatayım o beni sallamasın ( aynı 3 yaşında olduğu gibi :) )
ama en zor anında da eyvah ne yapıcam ben şimdi dediğinde , anne ve babasının ona daima arka çıkacağını bilsin
kadınları güzel sevmenin kitabını yazsın, ben de böbürlenim işte benim oğlum bu diye...
Ve bunların olabilmesi için; azıcık daha büyümen lazım küçüğüm.
14 Haziran 2017 Çarşamba
YeniYineYeniden
Bir kadın vardı...
Kafası karışık
Zihni bulanık
Kendini zorlamaktan hoşlanmazdı, yapmam dediği herşeyi yaptı
Hayatının rotasını çevirdi, denedi
Ve o kadın, tekrar başladı
Çalışmaya...
Evet bu dönemde aradığı buydu, tüketmekten yorulmuştu,üretime geçme zamanı gelmişti.
Ve Perde...
Hoşgeldin hayatın yeni dönemi
Seni sevgiyle kucaklar ,bana bu kalbin kadar temiz sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim.
Bir kadın vardı...
Yeniden başladı zevk aldığı şeyler üzerine üretmeye
Yazmaya başladı, en sevdiği yerden...
Oyun başlasın
Kaç perde ve kaç dakika olduğu bilinmiyor.
20 Mayıs 2015 Çarşamba
Sanki hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor...
Sanki hiç geçmeyecekmiş gibi geliyor ama geçiyor...
10 Temmuz 2014 ,Poyraz doğduğunda neye uğradığını şaşıran bir insan yavrusu olarak ben;günleri sayıyordum-aslında yanlış oldu insan o kafa ile sayı bile sayamıyor- Adın ne deseler , ne cevap vereceğin merak konusu bence; çünkü odağın başka SÜT. Adın ne : "Süt" işte.
Kollarındaki bebeğinin isteklerine cevap veremiyor olmak insana çok koyuyor. Halbuki şimdi düşünüyorum da ne kadar basit; "ya karnı aç ya da anneyi koklamak istiyor"
Artık eskiden sayılan üçleme geçerliliğini tamamen yitirdi, buradan duyurula!
Çocuğun "karnı tok, altı temiz, uykusunu almışsa",tamaaaam denirdi ya, tamam değil işte.
Bir kere yeni bezlerle çocuk beline kadar kakayı sıvamadıkça altının kirliliğinden hiç rahatsız olmuyor.
Gaz gibi bir dert yoksa, bebek bir şekilde uyutuluyor:çingene salıncağı, kucakta pış pış,arabasından fış fış,memede tık tık, cık cık: annenlerin yaratıcılığına kalmış yöntemler ile bebek uyutuluyor. Uykusunun süresi 10 dk olur 3 saat olur, o da sizin çocuğun mizacıma kalmış:)
Ama benim etrafımda gördüğüm ve lohusa anneyi sinir eden " wallaki bizim bebek yer uyurdu, yanına gider kontrol ederdik, nefes alıyor mu diye, o kadar usluydu yani" denilen bebek cinsi 1980'lerde bitti.Stock out! 2000 lerde denk geldiyse de alın müzeye koyun
Yok öyle bir bebek varsa da anlatmayın arkadaşlar,o sinirle sütü gider insanın alim allah.
İlk zamanlarda her gün ayrı bir engel,engelleri aştıkça annenin kendine güveni geliyor, güveni geldikçe gerisi kolay zaten; ama o engellerde takılınca macera başlıyor orada...
Macera da çok uzun sürmüyor aslında da; içindeyken anlaşılamayan durum içinden çıktıktan sonra insana farklı boyuttan bakar ya bu da aynısı.
40 günlükken parkta Poyrazı sakinleştirmeye çalışırken yanıma gelen çocuklu annelerden biri -ağlamaklı halime dayanamayıp-
"3 ay olduktan sonra geçiyor merak etme"dedi.
Hemen bir hesap yaptım ( demek 40 gün sonra basit 4 işlemi yapabilme analitik yeteneğim geri gelmiş)
3 aylık Poyraz demek= Ekim ayı demek
Hayırrrrrr olamaaaaazzzz
Ağustos ayından ekim ayına zaman geçer miii?
Geçti...
Bunu diyebilmek bugün garip geliyor
Ama geçti...
Hatta 1,5 ay sonra 1 yıl geçmiş olacak.
Herşey geçiyor, insanın aklında kalan zorlu maceralar tiyatral birer sahne olarak belleğe kazınıyor.
12 Mayıs 2015 Salı
Anne olunca anlarsın
Anne olunca anlarsın.
Bu cümlenin altındaki mesaj bana hep , anyayı konyayı anlarsın ile eşit çağrışım yapmıştır.
Zaten annelerin mesajı da bu değil mi ?
Ne zaman anne ile fikir ayrılığına düşsen : " anne olunca anlarsın evladım" cümlesi ile karşılaşılmıştır.
Anneliğin ilk gün itibariyle hormonları alt üst etmesi sebebi ile,daha önce kayıtsız kaldığın durumlara buğulu gözler ile yaklaşıyor olma durumu oluyor;hele sokakta dilenen çocuklar ve annesinin kucağında "alın beni burdan" ifadesi ile acıklı bakan bebeklere hiç dayanamaz oldum.
Ben ki hamileliğinde gram duygusallaşmadım;yani öyle eğlenceli reklam filmlerine falan hüngür şakır ağlamadım.
Şimdi anne olunca ne anladım diye düşünüyorum da... Hayat yeni bir form kazandı bunu anladım gayet net ve birde oğluma : "anne olunca anlarsın Poyraz" diyemiyeceğim onu anladım erkek olduğundan mütevellit.
Evet annelik,
Organizator kıvamında bir yetenek istiyor.
Kafanda sürekli bir plan yapma durumu; evden en kısa park ziyaretine bile giderken
" şimdi saat 3 ; 4 de yoğurdunu yiyecek, önlük,ağızbezi,bu arada kaka yaparsa kaka da boynuna kadar olursa body'leri yedekleyelim, güneş de var güneş kremi çantada olmalı, huysuzluk yaparsa: şu en sevdiği oyuncak,hava da esiyor,rüzgarlığını alalım,güneş geliyor gözüne arabadayken şu pikemsi şey de yanımızda olsun,dişleri bu ara çok fena diş kaşıyıcı yanımızda mı ,evet çantada çantanın demirbaşı oldu o zaten...
Başka..
6 ya kadar evde olmamız lazım çünkü tarhana çorbası yapılacak"
Olurda canın biraz daha parkta kalmak ister,eski bir arkadaşınla karşılaşırsın laflayacak olursun
Hayır 6 da evde oluncak ve o çorba içilecek.
Hani hayatımızı çocuğa göre ayarlamayacaktık, çocuğumuz bizim hayatımıza uyacaktı
aha aha aha...
Öyle gülerler insana işte...
Ben de gülüyorum kendime bazen acı acı...
Evet annelik fedakarlık ama bu fedakarlığın sınırları aşıldı mı ,bu durum sizi yormaktan öteye geçemiyor.
Çocuğu alman disiplini ile yetiştiricem diye de helak oldum laf aramızda :):)
Yeteneklerinizi geliştirmeniz şart,sizi çetin şartlar bekliyor.
AMA bunlar anne olmadan önce hiç kimse tarafından size söylenmiyor.
Uykusuz kalacaksın, tamam bu en bilindik şey ama 24 saatin 22 saati ayakta kalmaya uykusuzluk denmez,literatüre yeni bir kelime eklenmeli. Zombianne, hortlakcık falan birşey bulunmalı işte.
Hadi uykusuzluğu geçtik,yorgun insan yıkanamıyor,yemen içmen lazım kendi kokundan yemek yiyemiyorsun, bebek de alıştı mı ter kokusuna yıkanmaya korkuyorsun.
O savunmasız yavrucağın sana muhtaç olduğunu bilmek insanı ürkütüyor da
birde loğusasın...
Eskiden kakalı bezler elde yıkanırken çocuklara nasıl bakıldığı kısmını henüz çözemedim.
İlk günden akşamları muhallebileri tıkmanın çocuğu taş gibi uyuttuğuna inanır oldum.Başka türlü olamaz,olmamalı yani.
Gün gun zorlaşan bir maceraya atıldığını anlıyorsun.
En keyifli kısmı herşey o kadar çabuk değişiyor ki,sabit değil hiçbirşey ,her gün yeni birşey üretmek zorundasın;deneme yanılma buluyorsun bir sürü şeyi.Çocuğun ve kendin aranda bir dil oluşturuyorsun, kapımız dışarıya kilitli bir tek biz anlarız bu dilden; yani şimdilik
Şimdi beni bir an olsun yanında göremeyen oğlum bağırıyor yanına geleyim diye
İlerde biliyorum ki beni yanında istemeyecek...
Çocuklu hayatın pembe boyalı evimizin bacasını buram buram tüttüren bir peri masalı olduğu imajı yaratılıyor hep
Halbuki hayaller pamuk prenses gerçek cadı Sila
:)
Bu işin anahtarı o bu şu değil, Sabır
Sabrınız var ise doğurun
Sabrınız yoksa yine doğurun, anam söylemişti dersiniz.
Bu cümlenin altındaki mesaj bana hep , anyayı konyayı anlarsın ile eşit çağrışım yapmıştır.
Zaten annelerin mesajı da bu değil mi ?
Ne zaman anne ile fikir ayrılığına düşsen : " anne olunca anlarsın evladım" cümlesi ile karşılaşılmıştır.
Anneliğin ilk gün itibariyle hormonları alt üst etmesi sebebi ile,daha önce kayıtsız kaldığın durumlara buğulu gözler ile yaklaşıyor olma durumu oluyor;hele sokakta dilenen çocuklar ve annesinin kucağında "alın beni burdan" ifadesi ile acıklı bakan bebeklere hiç dayanamaz oldum.
Ben ki hamileliğinde gram duygusallaşmadım;yani öyle eğlenceli reklam filmlerine falan hüngür şakır ağlamadım.
Şimdi anne olunca ne anladım diye düşünüyorum da... Hayat yeni bir form kazandı bunu anladım gayet net ve birde oğluma : "anne olunca anlarsın Poyraz" diyemiyeceğim onu anladım erkek olduğundan mütevellit.
Evet annelik,
Organizator kıvamında bir yetenek istiyor.
Kafanda sürekli bir plan yapma durumu; evden en kısa park ziyaretine bile giderken
" şimdi saat 3 ; 4 de yoğurdunu yiyecek, önlük,ağızbezi,bu arada kaka yaparsa kaka da boynuna kadar olursa body'leri yedekleyelim, güneş de var güneş kremi çantada olmalı, huysuzluk yaparsa: şu en sevdiği oyuncak,hava da esiyor,rüzgarlığını alalım,güneş geliyor gözüne arabadayken şu pikemsi şey de yanımızda olsun,dişleri bu ara çok fena diş kaşıyıcı yanımızda mı ,evet çantada çantanın demirbaşı oldu o zaten...
Başka..
6 ya kadar evde olmamız lazım çünkü tarhana çorbası yapılacak"
Olurda canın biraz daha parkta kalmak ister,eski bir arkadaşınla karşılaşırsın laflayacak olursun
Hayır 6 da evde oluncak ve o çorba içilecek.
Hani hayatımızı çocuğa göre ayarlamayacaktık, çocuğumuz bizim hayatımıza uyacaktı
aha aha aha...
Öyle gülerler insana işte...
Ben de gülüyorum kendime bazen acı acı...
Evet annelik fedakarlık ama bu fedakarlığın sınırları aşıldı mı ,bu durum sizi yormaktan öteye geçemiyor.
Çocuğu alman disiplini ile yetiştiricem diye de helak oldum laf aramızda :):)
Yeteneklerinizi geliştirmeniz şart,sizi çetin şartlar bekliyor.
AMA bunlar anne olmadan önce hiç kimse tarafından size söylenmiyor.
Uykusuz kalacaksın, tamam bu en bilindik şey ama 24 saatin 22 saati ayakta kalmaya uykusuzluk denmez,literatüre yeni bir kelime eklenmeli. Zombianne, hortlakcık falan birşey bulunmalı işte.
Hadi uykusuzluğu geçtik,yorgun insan yıkanamıyor,yemen içmen lazım kendi kokundan yemek yiyemiyorsun, bebek de alıştı mı ter kokusuna yıkanmaya korkuyorsun.
O savunmasız yavrucağın sana muhtaç olduğunu bilmek insanı ürkütüyor da
birde loğusasın...
Eskiden kakalı bezler elde yıkanırken çocuklara nasıl bakıldığı kısmını henüz çözemedim.
İlk günden akşamları muhallebileri tıkmanın çocuğu taş gibi uyuttuğuna inanır oldum.Başka türlü olamaz,olmamalı yani.
Gün gun zorlaşan bir maceraya atıldığını anlıyorsun.
En keyifli kısmı herşey o kadar çabuk değişiyor ki,sabit değil hiçbirşey ,her gün yeni birşey üretmek zorundasın;deneme yanılma buluyorsun bir sürü şeyi.Çocuğun ve kendin aranda bir dil oluşturuyorsun, kapımız dışarıya kilitli bir tek biz anlarız bu dilden; yani şimdilik
Şimdi beni bir an olsun yanında göremeyen oğlum bağırıyor yanına geleyim diye
İlerde biliyorum ki beni yanında istemeyecek...
Çocuklu hayatın pembe boyalı evimizin bacasını buram buram tüttüren bir peri masalı olduğu imajı yaratılıyor hep
Halbuki hayaller pamuk prenses gerçek cadı Sila
:)
Bu işin anahtarı o bu şu değil, Sabır
Sabrınız var ise doğurun
Sabrınız yoksa yine doğurun, anam söylemişti dersiniz.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)